ŞİDDETE KARŞI ORTAK SORUMLULUK ÇAĞRISI
İYİ Parti Çanakkale Kadın Politikaları Başkanı Nuray Kılıç Al, kadına yönelik şiddet, çocuklara yönelik ihmal ve akran zorbalığının birbirinden bağımsız değil, aynı toplumsal zeminden beslenen yapısal sorunlar olduğuna dikkat çekerek kapsamlı bir açıklama yaptı.
28 Ocak 2026 - 10:44
Yapılan açıklamada; “Şiddetin Sürekliliği ve Hak Mücadelesi: Kadınlar, Çocuklar ve Geleceğimiz Üzerine Ortak Bir Sorumluluk Çağrısı
Türkiye’de son yıllarda kadına yönelik şiddetin artarak devam etmesi, okullarda akran zorbalığının yaygınlaşması ve giderek daha fazla çocuğun suça sürüklenmesi; birbirinden kopuk değil, aynı toplumsal zeminden beslenen yapısal sorunların sonucudur. Bu sorunlar, yalnızca bireysel vakalarla ya da adli istatistiklerle açıklanamayacak ölçüde derin, süreklilik arz eden ve insan hakları boyutu olan meselelerdir.
Kadına yönelik şiddet ile çocuklara yönelen şiddet, ihmal ve dışlanma arasında güçlü ve inkâr edilemez bir bağ bulunmaktadır. Şiddetin normalleştiği, eşitsizliğin içselleştirildiği ve korunma mekanizmalarının zayıfladığı toplumlarda; kadınlar daha savunmasız, çocuklar ise daha korunmasız hale gelmektedir.
Kadına Yönelik Şiddet: Yapısal Bir İnsan Hakları İhlali
Kadına yönelik şiddet, Türkiye’de hâlâ çoğu zaman “aile içi sorun”, “bireysel öfke” ya da “münferit olay” olarak ele alınmaktadır. Oysa bu yaklaşım, şiddetin gerçek nedenlerini görünmez kılmakta ve sorunu kronikleştirmektedir.
Kadına yönelik şiddet; fiziksel saldırılarla sınırlı değildir. Psikolojik baskı, ekonomik yoksun bırakma, cinsel şiddet, tehdit, ısrarlı takip ve dijital şiddet gibi pek çok biçimiyle kadınların yaşam hakkını, özgürlüğünü ve insan onurunu hedef almaktadır. Bu şiddet biçimleri, çoğu zaman iç içe geçmekte ve kadının şiddet döngüsünden çıkmasını zorlaştırmaktadır.
Şiddete maruz kalan kadınların önemli bir bölümü, koruma talep etmesine rağmen yeterli önlem alamamakta; başvuru süreçlerinde caydırıcı uygulamalarla karşılaşmakta ve ekonomik bağımsızlıktan yoksun olduğu için şiddet ortamına mahkûm kalmaktadır. Bu tablo, sorunun yalnızca faillerle değil; yetersiz önleme ve koruma politikalarıyla da doğrudan bağlantılı olduğunu göstermektedir.
Kadın Hakları ve Eşit Yurttaşlık
Kadın hakları, bir lütuf ya da toplumsal nezaket meselesi değildir. Kadın hakları, eşit yurttaşlığın temel koşuludur. Eğitimden istihdama, siyasetten karar alma mekanizmalarına kadar her alanda kadınların dışlandığı bir toplumda; şiddetin azalması değil, biçim değiştirerek sürmesi söz konusudur.
Kadını kamusal alandan uzaklaştıran, ekonomik bağımsızlığını zayıflatan ve karar süreçlerinden dışlayan her yaklaşım; şiddeti besleyen zemini güçlendirmektedir. Bu nedenle kadına yönelik şiddetle mücadele, yalnızca ceza hukuku başlığı altında değil; sosyal politika, istihdam, eğitim ve eşitlik perspektifiyle ele alınmalıdır.
Çocuklar ve Şiddetin Erken Dönem Etkileri
Kadına yönelik şiddetin yaşandığı aile ortamlarında büyüyen çocuklar, şiddeti çoğu zaman olağan bir iletişim biçimi olarak öğrenmektedir. Bu çocuklar için şiddet; istisnai değil, gündelik bir deneyime dönüşmektedir. Bu durum, çocukların ilerleyen yaşlarda zorbalık, saldırganlık ya da suça yönelim riskini ciddi biçimde artırmaktadır.
Dolayısıyla çocuklara yönelik şiddetle mücadele, kadına yönelik şiddetten bağımsız düşünülemez. Kadını koruyamayan bir sistem, çocuğu da koruyamaz.
Akran Zorbalığı: Görünmeyen Bir Şiddet Alanı
Akran zorbalığı, çocuklar arasında yaşanan basit çatışmalar olarak görülmemelidir. Akran zorbalığı; güç dengesizliğine dayalı, kasıtlı ve süreklilik arz eden bir şiddet biçimidir. Fiziksel saldırıların yanı sıra; dışlama, aşağılama, tehdit ve dijital mecralarda yürütülen siber zorbalık, çocukların ruhsal ve sosyal gelişimini derinden etkilemektedir.
Zorbalığa maruz kalan çocuklarda özgüven kaybı, içe kapanma, akademik başarısızlık, kaygı bozuklukları ve öfke birikimi sıkça görülmektedir. Bu çocukların önemli bir kısmı, kendilerini güvende hissettikleri okul ortamından kopmakta ve alternatif aidiyet arayışlarına yönelmektedir.
Akran Zorbalığı ile Suça Sürüklenme Arasındaki Bağ
Bilimsel veriler, akran zorbalığına uzun süre maruz kalan çocukların suça sürüklenme riskinin belirgin biçimde arttığını ortaya koymaktadır. Zorbalıkla yalnız bırakılan çocuklar, kendilerini kabul eden ancak çoğu zaman suçla iç içe geçmiş gruplara daha kolay yönelmektedir.
Bu nedenle akran zorbalığı, suça sürüklenmenin tesadüfi bir nedeni değil; öncül bir risk göstergesidir. Zorbalıkla mücadele edilmediği sürece, suça sürüklenen çocuk sayısının azalması mümkün değildir.
Suça Sürüklenen Çocuk: Fail Değil, Korunması Gereken Birey
“Suça sürüklenen çocuk” kavramı, çocuğun suç işleyen bir fail olarak değil; korunamamış, desteklenememiş ve ihmal edilmiş bir birey olarak ele alınmasını gerektirir. Çocuğu suça iten nedenler arasında; yoksulluk, aile içi şiddet, okuldan kopuş, sosyal dışlanma ve denetimsiz dijital çevreler bulunmaktadır.
Bu çocukları erken yaşta cezalandırmak, damgalamak ve toplumdan dışlamak; suçu önlemek yerine kalıcı hale getirmektedir. Çocuk adalet sisteminin amacı, cezalandırma değil; ıslah, rehabilitasyon ve yeniden topluma kazandırmadır.
Mevcut Yaklaşımın Sorunları
Bugün Türkiye’de hem kadına yönelik şiddetle hem de çocuklara yönelik şiddetle mücadelede ortak bir sorun göze çarpmaktadır: önleyici politikaların zayıflığı. Sorunlar çoğu zaman ortaya çıktıktan sonra ele alınmakta; erken uyarı ve müdahale mekanizmaları yeterince işletilmemektedir.
Bu durum, şiddetin kuşaktan kuşağa aktarılmasına zemin hazırlamaktadır.
Bütüncül Çözüm Çağrısı
Kadına yönelik şiddetle, akran zorbalığıyla ve suça sürüklenen çocuk olgusuyla mücadele; parçalı değil, bütüncül politikalarla mümkündür. Bu kapsamda;
• Kadınların yaşam hakkını ve güvenliğini önceleyen koruyucu mekanizmalar etkin biçimde uygulanmalıdır.
• Kadınların ekonomik bağımsızlığını güçlendiren sosyal ve istihdam politikaları hayata geçirilmelidir.
• Okullarda akran zorbalığına karşı açık, bağlayıcı ve denetlenebilir uygulamalar oluşturulmalıdır.
• Rehberlik ve psikososyal destek hizmetleri güçlendirilmelidir.
• Suça sürüklenen çocuklar için onarıcı ve rehabilite edici yaklaşımlar esas alınmalıdır.
• Aile, okul, sosyal hizmetler ve adalet sistemi arasında etkin bir eşgüdüm sağlanmalıdır.
Sonuç
Kadına yönelik şiddet, çocuklara yönelik ihmal ve suça sürüklenme olgusu; ayrı ayrı değil, birlikte ele alınması gereken bir toplumsal sorundur. Bir kadının korunamadığı, bir çocuğun yalnız bırakıldığı bir ülkede; adaletin ve toplumsal barışın sağlanması mümkün değildir.
Biz İYİ Parti olarak; kadınların ve çocukların şiddete karşı korunmasını, eşit ve onurlu bir yaşam sürmesini temel bir insan hakkı olarak görüyoruz. Bu sorumluluğu siyasi bir tartışmanın ötesinde, toplumsal bir görev olarak ele alıyor; şiddetin normalleşmediği, hakların tartışma konusu yapılmadığı bir Türkiye için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz” ifadelerine yer verildi.
Basın Bülteni
Türkiye’de son yıllarda kadına yönelik şiddetin artarak devam etmesi, okullarda akran zorbalığının yaygınlaşması ve giderek daha fazla çocuğun suça sürüklenmesi; birbirinden kopuk değil, aynı toplumsal zeminden beslenen yapısal sorunların sonucudur. Bu sorunlar, yalnızca bireysel vakalarla ya da adli istatistiklerle açıklanamayacak ölçüde derin, süreklilik arz eden ve insan hakları boyutu olan meselelerdir.
Kadına yönelik şiddet ile çocuklara yönelen şiddet, ihmal ve dışlanma arasında güçlü ve inkâr edilemez bir bağ bulunmaktadır. Şiddetin normalleştiği, eşitsizliğin içselleştirildiği ve korunma mekanizmalarının zayıfladığı toplumlarda; kadınlar daha savunmasız, çocuklar ise daha korunmasız hale gelmektedir.
Kadına Yönelik Şiddet: Yapısal Bir İnsan Hakları İhlali
Kadına yönelik şiddet, Türkiye’de hâlâ çoğu zaman “aile içi sorun”, “bireysel öfke” ya da “münferit olay” olarak ele alınmaktadır. Oysa bu yaklaşım, şiddetin gerçek nedenlerini görünmez kılmakta ve sorunu kronikleştirmektedir.
Kadına yönelik şiddet; fiziksel saldırılarla sınırlı değildir. Psikolojik baskı, ekonomik yoksun bırakma, cinsel şiddet, tehdit, ısrarlı takip ve dijital şiddet gibi pek çok biçimiyle kadınların yaşam hakkını, özgürlüğünü ve insan onurunu hedef almaktadır. Bu şiddet biçimleri, çoğu zaman iç içe geçmekte ve kadının şiddet döngüsünden çıkmasını zorlaştırmaktadır.
Şiddete maruz kalan kadınların önemli bir bölümü, koruma talep etmesine rağmen yeterli önlem alamamakta; başvuru süreçlerinde caydırıcı uygulamalarla karşılaşmakta ve ekonomik bağımsızlıktan yoksun olduğu için şiddet ortamına mahkûm kalmaktadır. Bu tablo, sorunun yalnızca faillerle değil; yetersiz önleme ve koruma politikalarıyla da doğrudan bağlantılı olduğunu göstermektedir.
Kadın Hakları ve Eşit Yurttaşlık
Kadın hakları, bir lütuf ya da toplumsal nezaket meselesi değildir. Kadın hakları, eşit yurttaşlığın temel koşuludur. Eğitimden istihdama, siyasetten karar alma mekanizmalarına kadar her alanda kadınların dışlandığı bir toplumda; şiddetin azalması değil, biçim değiştirerek sürmesi söz konusudur.
Kadını kamusal alandan uzaklaştıran, ekonomik bağımsızlığını zayıflatan ve karar süreçlerinden dışlayan her yaklaşım; şiddeti besleyen zemini güçlendirmektedir. Bu nedenle kadına yönelik şiddetle mücadele, yalnızca ceza hukuku başlığı altında değil; sosyal politika, istihdam, eğitim ve eşitlik perspektifiyle ele alınmalıdır.
Çocuklar ve Şiddetin Erken Dönem Etkileri
Kadına yönelik şiddetin yaşandığı aile ortamlarında büyüyen çocuklar, şiddeti çoğu zaman olağan bir iletişim biçimi olarak öğrenmektedir. Bu çocuklar için şiddet; istisnai değil, gündelik bir deneyime dönüşmektedir. Bu durum, çocukların ilerleyen yaşlarda zorbalık, saldırganlık ya da suça yönelim riskini ciddi biçimde artırmaktadır.
Dolayısıyla çocuklara yönelik şiddetle mücadele, kadına yönelik şiddetten bağımsız düşünülemez. Kadını koruyamayan bir sistem, çocuğu da koruyamaz.
Akran Zorbalığı: Görünmeyen Bir Şiddet Alanı
Akran zorbalığı, çocuklar arasında yaşanan basit çatışmalar olarak görülmemelidir. Akran zorbalığı; güç dengesizliğine dayalı, kasıtlı ve süreklilik arz eden bir şiddet biçimidir. Fiziksel saldırıların yanı sıra; dışlama, aşağılama, tehdit ve dijital mecralarda yürütülen siber zorbalık, çocukların ruhsal ve sosyal gelişimini derinden etkilemektedir.
Zorbalığa maruz kalan çocuklarda özgüven kaybı, içe kapanma, akademik başarısızlık, kaygı bozuklukları ve öfke birikimi sıkça görülmektedir. Bu çocukların önemli bir kısmı, kendilerini güvende hissettikleri okul ortamından kopmakta ve alternatif aidiyet arayışlarına yönelmektedir.
Akran Zorbalığı ile Suça Sürüklenme Arasındaki Bağ
Bilimsel veriler, akran zorbalığına uzun süre maruz kalan çocukların suça sürüklenme riskinin belirgin biçimde arttığını ortaya koymaktadır. Zorbalıkla yalnız bırakılan çocuklar, kendilerini kabul eden ancak çoğu zaman suçla iç içe geçmiş gruplara daha kolay yönelmektedir.
Bu nedenle akran zorbalığı, suça sürüklenmenin tesadüfi bir nedeni değil; öncül bir risk göstergesidir. Zorbalıkla mücadele edilmediği sürece, suça sürüklenen çocuk sayısının azalması mümkün değildir.
Suça Sürüklenen Çocuk: Fail Değil, Korunması Gereken Birey
“Suça sürüklenen çocuk” kavramı, çocuğun suç işleyen bir fail olarak değil; korunamamış, desteklenememiş ve ihmal edilmiş bir birey olarak ele alınmasını gerektirir. Çocuğu suça iten nedenler arasında; yoksulluk, aile içi şiddet, okuldan kopuş, sosyal dışlanma ve denetimsiz dijital çevreler bulunmaktadır.
Bu çocukları erken yaşta cezalandırmak, damgalamak ve toplumdan dışlamak; suçu önlemek yerine kalıcı hale getirmektedir. Çocuk adalet sisteminin amacı, cezalandırma değil; ıslah, rehabilitasyon ve yeniden topluma kazandırmadır.
Mevcut Yaklaşımın Sorunları
Bugün Türkiye’de hem kadına yönelik şiddetle hem de çocuklara yönelik şiddetle mücadelede ortak bir sorun göze çarpmaktadır: önleyici politikaların zayıflığı. Sorunlar çoğu zaman ortaya çıktıktan sonra ele alınmakta; erken uyarı ve müdahale mekanizmaları yeterince işletilmemektedir.
Bu durum, şiddetin kuşaktan kuşağa aktarılmasına zemin hazırlamaktadır.
Bütüncül Çözüm Çağrısı
Kadına yönelik şiddetle, akran zorbalığıyla ve suça sürüklenen çocuk olgusuyla mücadele; parçalı değil, bütüncül politikalarla mümkündür. Bu kapsamda;
• Kadınların yaşam hakkını ve güvenliğini önceleyen koruyucu mekanizmalar etkin biçimde uygulanmalıdır.
• Kadınların ekonomik bağımsızlığını güçlendiren sosyal ve istihdam politikaları hayata geçirilmelidir.
• Okullarda akran zorbalığına karşı açık, bağlayıcı ve denetlenebilir uygulamalar oluşturulmalıdır.
• Rehberlik ve psikososyal destek hizmetleri güçlendirilmelidir.
• Suça sürüklenen çocuklar için onarıcı ve rehabilite edici yaklaşımlar esas alınmalıdır.
• Aile, okul, sosyal hizmetler ve adalet sistemi arasında etkin bir eşgüdüm sağlanmalıdır.
Sonuç
Kadına yönelik şiddet, çocuklara yönelik ihmal ve suça sürüklenme olgusu; ayrı ayrı değil, birlikte ele alınması gereken bir toplumsal sorundur. Bir kadının korunamadığı, bir çocuğun yalnız bırakıldığı bir ülkede; adaletin ve toplumsal barışın sağlanması mümkün değildir.
Biz İYİ Parti olarak; kadınların ve çocukların şiddete karşı korunmasını, eşit ve onurlu bir yaşam sürmesini temel bir insan hakkı olarak görüyoruz. Bu sorumluluğu siyasi bir tartışmanın ötesinde, toplumsal bir görev olarak ele alıyor; şiddetin normalleşmediği, hakların tartışma konusu yapılmadığı bir Türkiye için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz” ifadelerine yer verildi.
Basın Bülteni
11:04







YORUMLAR