BÜRO-İŞ SENDİKASINDAN EĞİTİM EMEKÇİLERİNE DESTEK
Büro İş Sendikası Çanakkale İl Temsilciliği, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullarda yaşanan silahlı saldırılara ilişkin sert bir açıklama yayımladı.
16 Nisan 2026 - 13:03
Yapılan açıklamada; “Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullarda yaşanan silahlı saldırılar, artık hiçbir şekilde “münferit” diye geçiştirilemeyecek bir çöküşün ilanıdır. Eğitim kurumlarının silahlı şiddetin sahnesine dönüşmesi, çocukların ve kamu emekçilerinin en temel hakkı olan güvenli ortamda bulunma güvencesinin ortadan kaldırıldığını göstermektedir. Bu tablo, basit bir güvenlik açığı değil; açık, derin ve süreklileşmiş bir kamusal sorumluluk yıkımıdır.
Eğitim kurumları, piyasa mantığıyla yönetilecek, maliyet kalemi olarak görülecek yerler değildir. Eğitim kamusal bir haktır. Kamucu, eşitlikçi ve koruyucu bir anlayışla örgütlenmek zorundadır. Çocukların can güvenliğinin sağlanamadığı bir düzende “hizmet”ten söz etmek, gerçeği inkâr etmektir.
Bu tablo yeni değildir ve kimse bunu yeniymiş gibi sunamaz. Ocak ayında görevi başında silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden Yalova SGK İl Müdürlüğü avukatı, mesai arkadaşımız Zekeriya Polat ve 2 Mart’ta İstanbul Çekmeköy’de Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde görev yaparken katledilen öğretmen Fatma Nur Çelik, bu çürümenin bedelini hayatlarıyla ödeyenlerdir. Bu kayıplar “talihsizlik” değildir; bu kayıplar, bilinen risklerin ortadan kaldırılmamasının, uyarıların sistemli biçimde yok sayılmasının ve sorumlulukların bilinçli şekilde yerine getirilmemesinin sonucudur.
Bugün gerçekler tüm çıplaklığıyla ortadadır:
*Kamu çalışanları korunmamaktadır.
*Çocuklar korunmamaktadır.
*Kamu kurumları güvenli değildir.
*Ve buna rağmen sorumlular harekete geçmemektedir.
Bu durum bir “eksiklik” değil, açık bir ihmal düzenidir. Kamu hizmetlerinin “müşteri odaklı” bir anlayışla ele alınması, insan hayatını ve kamusal sorumluluğu ikinci plana itmiştir. Vatandaş müşteri değildir. Çocuklar “hizmet alan” değildir. Kamu emekçileri de piyasa koşullarında çalışan güvencesiz unsurlar değildir. Bu yaklaşım, kamu hizmetinin özünü boşaltmış, güvenliği zayıflatmış ve bugün yaşanan bu ağır tabloyu yaratmıştır.
Daha sert ve net ifade ediyoruz:
Alınmayan her önlem, yapılmayan her denetim, ertelenen her karar; hem çocukları hem de kamu emekçilerini doğrudan riske atmaktadır. Bu nedenle yaşanan her saldırı bir “olay” değil, göz göre göre işlenmiş bir ihmal suçudur. Bu suçun sorumluları bellidir ve artık gizlenemez.
Her saldırıdan sonra yapılan sıradan kınamalar, rutin açıklamalar ve göstermelik tedbirler bu gerçeği değiştirmemektedir. Çocukların ve kamu emekçilerinin yaşam hakkı, günü kurtaran söylemlerle geçiştirilecek bir başlık değildir.
Buradan açıkça ilan ediyoruz:
*Kamu hizmetleri piyasa mantığıyla yönetilemez.
*Eğitim ticarileştirilemez.
*Çocukların ve kamu emekçilerinin güvenliği tasarruf konusu yapılamaz.
Yetkililere bir uyarı değil, doğrudan bir sorumluluk hatırlatması yapıyoruz:
•Tüm eğitim kurumları başta olmak üzere kamu binalarında en üst düzey güvenlik önlemleri derhal ve eksiksiz şekilde uygulanmalıdır.
•Çocukların korunmasına yönelik özel, bağlayıcı ve denetlenebilir güvenlik politikaları hayata geçirilmelidir.
•Kamu hizmetleri “müşteri memnuniyeti” değil, kamusal sorumluluk ve yaşam hakkı temelinde yeniden örgütlenmelidir.
•Kamucu, eşitlikçi ve güvenli bir eğitim sistemi için somut ve kalıcı adımlar gecikmeden atılmalıdır.
Bunlar yapılmadığı sürece söylenen her söz, verilen her vaat, yapılan her açıklama hükümsüzdür.
Artık sabır tükenmiştir. Çocukların korku içinde eğitim gördüğü, kamu emekçilerinin ölüm riskiyle çalıştığı bir düzen meşru değildir. Bu bir yönetim sorunu değil, doğrudan bir yaşam hakkı ihlalidir.
Açıkça ve tereddütsüz söylüyoruz:
*Bu düzen değişmek zorundadır.
*Bu ihmal zinciri kırılmak zorundadır.
*Bu sorumsuzluk hesap vermek zorundadır.
Çocukların ve kamu emekçilerinin yaşam hakkını savunmaktan, kamucu, güvenli ve eşit bir kamu düzeni kurulana kadar mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz. Susmayacağız. Geri adım atmayacağız” ifadelerine yer verildi.
Eğitim kurumları, piyasa mantığıyla yönetilecek, maliyet kalemi olarak görülecek yerler değildir. Eğitim kamusal bir haktır. Kamucu, eşitlikçi ve koruyucu bir anlayışla örgütlenmek zorundadır. Çocukların can güvenliğinin sağlanamadığı bir düzende “hizmet”ten söz etmek, gerçeği inkâr etmektir.
Bu tablo yeni değildir ve kimse bunu yeniymiş gibi sunamaz. Ocak ayında görevi başında silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden Yalova SGK İl Müdürlüğü avukatı, mesai arkadaşımız Zekeriya Polat ve 2 Mart’ta İstanbul Çekmeköy’de Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde görev yaparken katledilen öğretmen Fatma Nur Çelik, bu çürümenin bedelini hayatlarıyla ödeyenlerdir. Bu kayıplar “talihsizlik” değildir; bu kayıplar, bilinen risklerin ortadan kaldırılmamasının, uyarıların sistemli biçimde yok sayılmasının ve sorumlulukların bilinçli şekilde yerine getirilmemesinin sonucudur.
Bugün gerçekler tüm çıplaklığıyla ortadadır:
*Kamu çalışanları korunmamaktadır.
*Çocuklar korunmamaktadır.
*Kamu kurumları güvenli değildir.
*Ve buna rağmen sorumlular harekete geçmemektedir.
Bu durum bir “eksiklik” değil, açık bir ihmal düzenidir. Kamu hizmetlerinin “müşteri odaklı” bir anlayışla ele alınması, insan hayatını ve kamusal sorumluluğu ikinci plana itmiştir. Vatandaş müşteri değildir. Çocuklar “hizmet alan” değildir. Kamu emekçileri de piyasa koşullarında çalışan güvencesiz unsurlar değildir. Bu yaklaşım, kamu hizmetinin özünü boşaltmış, güvenliği zayıflatmış ve bugün yaşanan bu ağır tabloyu yaratmıştır.
Daha sert ve net ifade ediyoruz:
Alınmayan her önlem, yapılmayan her denetim, ertelenen her karar; hem çocukları hem de kamu emekçilerini doğrudan riske atmaktadır. Bu nedenle yaşanan her saldırı bir “olay” değil, göz göre göre işlenmiş bir ihmal suçudur. Bu suçun sorumluları bellidir ve artık gizlenemez.
Her saldırıdan sonra yapılan sıradan kınamalar, rutin açıklamalar ve göstermelik tedbirler bu gerçeği değiştirmemektedir. Çocukların ve kamu emekçilerinin yaşam hakkı, günü kurtaran söylemlerle geçiştirilecek bir başlık değildir.
Buradan açıkça ilan ediyoruz:
*Kamu hizmetleri piyasa mantığıyla yönetilemez.
*Eğitim ticarileştirilemez.
*Çocukların ve kamu emekçilerinin güvenliği tasarruf konusu yapılamaz.
Yetkililere bir uyarı değil, doğrudan bir sorumluluk hatırlatması yapıyoruz:
•Tüm eğitim kurumları başta olmak üzere kamu binalarında en üst düzey güvenlik önlemleri derhal ve eksiksiz şekilde uygulanmalıdır.
•Çocukların korunmasına yönelik özel, bağlayıcı ve denetlenebilir güvenlik politikaları hayata geçirilmelidir.
•Kamu hizmetleri “müşteri memnuniyeti” değil, kamusal sorumluluk ve yaşam hakkı temelinde yeniden örgütlenmelidir.
•Kamucu, eşitlikçi ve güvenli bir eğitim sistemi için somut ve kalıcı adımlar gecikmeden atılmalıdır.
Bunlar yapılmadığı sürece söylenen her söz, verilen her vaat, yapılan her açıklama hükümsüzdür.
Artık sabır tükenmiştir. Çocukların korku içinde eğitim gördüğü, kamu emekçilerinin ölüm riskiyle çalıştığı bir düzen meşru değildir. Bu bir yönetim sorunu değil, doğrudan bir yaşam hakkı ihlalidir.
Açıkça ve tereddütsüz söylüyoruz:
*Bu düzen değişmek zorundadır.
*Bu ihmal zinciri kırılmak zorundadır.
*Bu sorumsuzluk hesap vermek zorundadır.
Çocukların ve kamu emekçilerinin yaşam hakkını savunmaktan, kamucu, güvenli ve eşit bir kamu düzeni kurulana kadar mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz. Susmayacağız. Geri adım atmayacağız” ifadelerine yer verildi.







YORUMLAR